Rab Ne Bana Di jodi
Uzun, çok uzun aradan sonra tekrar yazmak güzel. Aslında
bayadır düşünüyorum şu blog işini ama fırsat olmadı. Tekrar başlama kararını
vermemde etkili olan filmi ve bana hatırlattıklarını yazmak istedim.
İlk önce
izleme kararını ve zamanını anlatarak başlayayım ki atmosfere hakim olalım.
Vize haftası bitimindeki ilk hafta sonunda izledim bu filmi. Benim için stres
atmanın yolu bu çünkü. Peki neden bu film? Vize öncesi benim için değerli olan
birisi (miş’li geçmiş zaman) bu film benim hayatımın en güzel filmi demişti. Ben
de bir kere söz verdim izleyeceğim diye, mecbur kaldım biraz da. Sırf söz
verdim diye Schindler List’i izlemişliğim var, onu başka bir zaman yazarım. L Film Hint filmi bir
kere. Zaten beklentim çok yüksek değildi. Öyle ahım şahım bir film de değildi
açıkçası. Ama bana çok güzel bir ders verdi. Daha doğrusu aslında bildiğim ama
unutmaya başladığım bir gerçeği hatırlattı. Film kısaca bir adamın karısını
etkilemek için değişimini anlatıyor. Peki buradan ben ne çıkarttım? Aslında
bütün kadınlar aynıdır. Bütün o aşk, sevgi, güven laflarının altında acıdan
zevk alan bir psikopat yatar. Bu yüzdendir efendi adamlara bir yandan hayır
deyip bir yandan göz kırparken ‘piç’ diye tabir edilen erkeklerin peşinden
koşar. Ama her seferinde bütün erkekler aynı geyiği bizim efendi adamın
suratında patlar.
Değinmek istediğim başka bir konu daha var. Bu Hint
filmlerini izlemek neden bu kadar zor? Neden bu kadar uzun bu filmler? Neden
her oyuncu aynı zamanda dansçı ve şarkıcı? Neden abi yani? Ara vererek, dinlene
dinlene izledim ben bu filmi. Hayır, konusu ilgimi çekmiyor zaten bir de
gereksiz uzun sürekli şarkılar danslar falan. Çin işkencesi falan hikâye ya koy adamın önüne şunlardan iki tane, izlet zorla bak nasıl bülbül gibi ötüyor
bütün sırları. Buradan CIA, MOSSAD ve Mit de dâhil olmak üzere bütün istihbarat
birimlerine sesleniyorum, duyun sesimi bak efsane yöntem bu!